İngilizcede En Çok İşinize Yarayacak 25 Phrasal Verb

 

İngilizce öğrenme süreciniz esnasında karşılacabileceğiniz ve size farklı gelebilecek konulardan biri de “Phrasal Verb”lerdir. 

Phrasal Verb nedir?

Türkçe karşılığına “Fiili Deyim” diyebileceğimiz, “Fiil + edat” veya “fiil+ zarf” birleşimiyle bir anlamda “fiil tamlaması” haline gelen İngilizce cümleler olan phrasal verb’ler, genelde içinde yer alan fiili farklı bir anlamda kullanmak için oluşturulur. Bunlar bir anlamda aslında birer İngilizce kalıptır. Burada dikkat edilmesi gereken ise bir phrasal verb’u (yani cümleyi) oluşturan İngilizce kelimelerin, bir araya geldikten sonra bireysel anlamlarından farklı bir anlam taşıyan bir yapı oluşturmalarıdır.

 

Pharasal Verb’leri neden öğrenmelisiniz?

Phrasal verb’ler İngilizcede, özellikle de günlük konuşma dilinde, sıkça kullanıldığı için bu kalıpları öğrenmeniz, İngilizcenizi geliştirebilmeniz adına son derece önemlidir.

İngilizceyi ikinci dil olarak öğrenen birinin İngilizcede çok sayıda bulunan phrasal verb’lerin tamamını öğrenmesi veya ezberlemesi elbette mümkün değil. Ancak, birazdan göstereceğimiz, günlük konuşma dilinde en çok kullanılan 25 phrasal verb’i ezberleyerek İngilizce konuşma ve İngilizce yazmanızı renklendirebilir, İngilizce dinleme ve İngilizce okumanızı da geliştirebilirsiniz.

 

1 – Add up

  • Birbirine eklenerek beklenen veya doğru sonucu vermek.

Örn: We added up the apples: there were 12.

  • Akla yatkın olmak.

Örn: Her story didn’t add up, I think she was lying.

 

2 – Blow up

  • Bir şeyi hava veya gazla doldurmak.

Örn: Please could you blow up those balloons?

  • Patlamak veya patlamaya sebebiyet vermek.

Örn: The building was blown up by a bomb.

  • Çok sinirlenmek

Örn: When I said I couldn’t go, she blew up.

 

3 – Bring up

  • Büyüyen bir çocukla ilgilenmek, bir şeyler öğretmek.

Örn: Their grandparents brought them up because their parents were always travelling.

  • Konuşurken bir şeyden bahsetmek, bir şey hakkında konuşmak.

Örn: Don’t bring up that subject again, please!

 

4 – Call off

  • Herhangi bir şeyi yapmayı bırakmak veya planlamaktan vazgeçmek (rafa kaldırmak).

Örn: She called off the wedding, she decided she didn’t love him.

  • Bir kişi veya hayvanın saldırmayı, kovalamayı vb. kesmesini sağlamak.

Örn: Call off your dog! He’s attacking my cat.

 

5 – Carry on

İngilizcede En Çok İşinize Yarayacak 25 Phrasal Verb - 2

  • Yaptığın bir şeyi yapmaya devam etmek.

Örn: Sorry I interrupted, carry on talking!

  • Heyecanlı veya aptalca bir şekilde konuşmak, davranmak.

Örn: The little boy was carrying on: shouting and kicking all day long.

6 – Come across

  • Belli bir karakter veya niteliğe sahip olduğu izlenimi.

Örn: Julia came across as a bit bossy.

  • Başka birine ifade etmek.

Örn: I tried to sound happy but it came across as over-excited.

  • Şans eseri biriyle karşılaşmak veya bir şeye rastlamak

Örn: I came across Tom, what a coincidence!

 

7 – Come up with

  • İstenilen veya ihtiyaç duyulan bir şeyi bulmak veya akıl etmek.

Örn: We finally came up with a solution to the problem!

 

8 – Fall apart

  • Ani ve beklenmedik bir şekilde parçalarına ayrılmak.

Örn: My cake fell apart when I tried to cut it.

  • Kafa karışıklığı veya duygusal sebeplerle normal hayatını sürdürememek.

Örn: After the divorce, she fell apart…

 

9 – Get along

  • Dost, arkadaş olarak kalmak

Örn: We’re not together anymore, but we get along great.

  • Bir şey yaparken aşama kaydetmek.

Örn: How are you getting along at playing the guitar?

  • Bir yerden ayrılmak

Örn: My friend has to get along, she has class.

  • Yaşlanmak

Örn: Her grandma is getting along; she’s almost 99.

 

10 – Get away

  • Bir yeri terk etmek

Örn: I cannot wait to get away from the city

  • Yakalanmaktan kaçınmak; kaçmak.

Örn: The thieves managed to get away in a stolen car.

  • Herhangi bir şey için eleştiri almamak veya cezalandırılmamak.

Örn: She is always lying, I can’t understand how she gets away with it!

 

11 – Get over

  • Bir duygu veya dürtü tarafından kontrol edilmekten veya rahatsız edilmekten kurtulmak.

Örn: I got over my fear of flying.

  • Bir durum hakkında üzgün olmaktan kurtulmak.

Örn: Finally, she got over her ex-boyfriend.

  • Bir hastalıktan kurtularak tekrar iyi hissetmek.

Örn: Dave has got over the flu.

 

12 – Give up

  • Bir işi veya aktiviteyi bırakmak.

Örn:  We all gave up smoking on the same day.

  • Yapamadığını kabul ederek vazgeçmek, pes etmek.

Örn: I finally give up, I cannot take it anymore.

 

13 – Go on

  • Devam etmek.

Örn: We will going yo go on to the next town from here.

  • Sizinle birlikte olan bir kişi veya gruba, bir yere sizden önce gitmelerini söylemek.

Örn: You go on to the restaurant, I’ll come in 10 minutes.

Örn: What’s going on? What’s happening?

  • Biriyle konuşurken, o kişiyi bir şey yapmaya veya söylemeye teşvik etmek.

Örn: Go on! Try it, it’s delicious!

 

14 – Hold on

  • Bir şeyi sıkıca tutmak, sarılmak.

Örn: Hold on to the railing, that way you won’t fall.

  • Bir mevki veya pozisyonu korumak.

Örn: I will hold on to my job until May.

 

15 – Look after

  • Bir şeyin veya bir kişiye sahip çıkmak.

Örn: The nurse look after the patient for months, until he was better.

 

16 – Look forward to

  • Zevkle, ümitle beklemek

Örn: I am really looking forward to going on vacation.

 

17 – Look up

  • Gelişmek

Örn: The economy is finally looking up.

  • İnternette, bir kaynakta vb. bir şey aramak.

Örn: Let’s look up his number in the yellow pages.

 

18 – Make out

  • Bir dökümana gerekli bilgiyi yazmak.

Örn: Who shall I make the check out to?

  • Bir şeyi duyup anlamak.

Örn: I can’t mak out what you’re saying, can you speak louder?

  • Cinsel olarak öpüşmek veya sevişmek.

Örn: We made out in the back of his car.

19 – Pass out

  • Sızmak veya bayılmak.

Örn: I was so tired, I got home and passed out on the sofa.

  • Birilerine bir şey dağıtmak.

Örn: I passed out the exam papers to the class.

 

20 – Pull over

  • Aracı yolun kenarına çekerek durmak.

Örn: That looks like a good place to eat, can you pull the car over and park?

 

21 – Put Down

  • Taşıdığın, elinde tuttuğun bir şeyi veya birini, masaya, yere vb. bırakmak.

Örn: You can put the suitcases down in the bedroom.

  • Bir şey yazmak: yazarak kaydetmek.

Örn: He put down his memories to write a book when he was older.

  • Çok para tutan bir şey alırken peşinat olarak bir miktar para vermek.

Örn: We are going to put down some money to buy a house.

  • Bir hayvanı uyutmak.

Örn: I had to have my rabbit put down, he was very old and sick…

 

22 – Put off

Örn: She was so tired, she put the shopping off until next week.

  • Birinin bir şeyden veya birinden soğumasına sebep olmak.

Örn: You’re putting me off my food, stop talking about insects!

 

 

23 – Put up with

  • Can sıkıcı, hoş olmayan bir durum veya bir kişiye katlanmak.

Örn: I put up with a lot of nonsense, but this is too much.

 

24 – Turn up

İngilizcede En Çok İşinize Yarayacak 25 Phrasal Verb -3

  • Beklenmedik bir şeyi, beklenmedik bir yerde bulmak.

Örn: Oh, my phone turned up in my bed.

  • Bir yere varmak.

Örn: I turned up little late, sorry…

  • Bir şeyin düğmesine basarak sesini açmak, sıcaklığını yükseltmek vb.

Örn: Please turn the music up, I love this song!

 

25- Watch out

  • Dikkat etmek.

Örn: Watch out for the bumps in the road, they can cause damage in the car!

 

Şimdi tüm bu phrasal verb’leri pratik yapma zamanı! English Ninjas’ın anadili İngilizce olan eğitmenleriyle konuşarak burada öğrendiklerinizi pratik yaparsanız İngilizcenizi geliştirmede bir adım daha atmış olursunuz.

 

Hemen kaydolarak eğitmenlerimizle pratik yapmaya başlayın İngilizceniz için harekete geçin:

 

Referanslar:

Kaynak 1Kaynak 2Kaynak 3

 

 

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir